24 Ekim 2013 Perşembe

60 Yıl Kur’ân’da Hata Aramışlar



''Kur’ân’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.'' (Hicr Suresi 9. ayet)






(Taşkent'teki Hz. Osman mushafı)
17. asırdan beri Avrupalılar, kendi dinlerinin kitabındaki büyük farklılıkları görünce bundan rahatsız oldukları için bu psikoloji içinde Kur’ân üzerinde çalışmaya başladılar. Hattâ bazı müsteşrikler Kur’ân nüshaları üzerinde de benzeri bir çalışmanın yapılmasını üniversitelerine teklif ettiler. Münih Üniversitesi bu teklifi kabul etti ve onun bünyesinde Kur’ân Araştırmaları Enstitüsü kuruldu. Gayeleri dünyadaki mevcut bütün Kur’ân nüshalarının fotoğraflarını imkân nisbetinde toplamak idi. Toplama işini gerçekleştirdikten sonra nüshaları karşılaştırdılar. Bu iş yaklaşık altmış yıl kadar sürdü. Bu enstitünün faaliyetlerini bilen ve bazı üyeleri ile görüşen Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, bu konuda şu bilgileri vermektedir:
“Ben Fransa’da öğrenci iken 1934 yılında adı geçen Enstitünün müdürü Kur’ân nüshalarının suretlerini almak için Paris’e gelmişti. Paris’deki Millî Kütüphane’de (Bibliotheque Nationale) Hicrî ikinci asırdan kalan en az iki Kur’ân nüshası mevcuttur. Bu zatı ziyaret etmiş ve meşgul oldukları iş hususunda kendisiyle konuşmuştuk. 1934 yılına kadar toplamış oldukları nüsha sayısının 42 bin olduğunu söyledi. Bu büyük rakam dünyanın çeşitli yerlerinden alınmış muhtelif asırlara ait tam veya noksan nüshaların fotoğraflarını ihtiva ediyordu. 1934 yılında nüshaları karşılaştırmaya devam ediyorlardı. Enstitünün kütüphanesinde Kur’ân tefsirlerini ve kıraat ilmine dair kitapları da toplamışlardı. Zira bunlarda sık sık diğer kırâatlar da zikrolunur. Mesela Fatiha Sûresi’ndeki Mâlik ve Melik kırâatları gibi. Onların gayeleri bu bilgileri de toplamaktı.

Daha sonra İkinci Dünya Harbi başladı. Harp sırasında, bir Amerikan bombası Münih Üniversitesi’ndeki bu enstitüye isabet etti. Binanın içinde bulunan şahıslarla birlikte toplanan malzeme de mahvoldu. Fakat bu imha hadisesi, benzer bir teşebbüsü imkânsız hale getirmiş değildir. Zira Münih’te ortadan kalkan nüshalar, Kur’ân nüshalarının asılları değil fotoğrafları idi.Prof. Pretzl, bu enstitünün üçüncü müdürü oluyordu, kendisi de bombardımanda ölmüştü. Enstitüde büyük âlimler ile onların bir çok yardımcıları vardı. Bunlardan biri Jeffery adlı Amerikalı bir âilim idi. Bu şahıs, Kur’ân’daki rivayet farklarını bulmaya çalışırdı. Nitekim İbn Ebî Davud’un bu konu ile ilgili “Kitâbu’l-Mesâhif”ini neşretmişti. Jeffery’nin Abdulmuîd Han adlı benim de arkadaşım olan bir talebesi vardı. Jeffery İkinci Dünya Harbi’nden az önce, enstitünün çalışmaları hakkında bazı notlar yayınlamıştı. Ben bu notları göremedim. Bu sıralarda Abdulmuîd Han da vefat etmişti. Yalnız onun bana şifahi olarak naklettiğine göre Jeffery notlarında açıkça şöyle diyordu: “Biz, şimdiye kadar rivayet farkı göremedik; gördüğümüz, katib hatasından ileri gelmiş olan istinsah farklarıdır”. Biz de meselâ bir mektup yazdığımızda, farkında olmadan hata yaparız. Bazı kâtipler de Kur’an’ı istinsah ederken yanılarak hatalar yapmışlardır. Buna dair bir misâl verelim: Kur’ân’da “Bismillâhirrahmânirrahîm” yerine “bismillâhirrahman” gördüğümüzde bu, rivayet hatası da olabilir, kâtip hatası da. Bu durum bir tek sûrede ve sûrenin başında vâkî olursa kâtibin hatası olduğuna hükmederiz. Fakat bütün sûrelerde görülürse rivayet hatası sayılır. Bu enstitünün bombardıman edilişine (hatırladığıma göre 1946 senesine) kadar Jeffery, sadece istihsah hatası bulduklarını, rivayet hatası müşahede etmediklerini söylüyor. Bu çalışma sonuçlanmamıştı; muhtemelen karşılaştırmadıkları nüshalar da vardı. Biz, bu enstitünün rivayet ihtilâfına şahit olmadığını söyleyemeyiz, Kur’ân’da ihtilâf olduğunu düşünemem, bunun sebebi şudur:

Bu enstitünün çalışması altmış sene devam etmişti; bu çalışmayı bütün Hristiyan ve Yahudi âlemi biliyordu. Çalışmaya çok sayıda âlim katılmıştı. Onların ellerinde olan veya görebilecekleri yerlerde bulunan çok nüsha vardı. Kur’ân’da ihtilaf olsaydı, bu âlimlerin incelemelerinin bunu ortaya koyması gerekirdi. Bunu göstermenin, kendilerince ciddî sebepleri de vardı. İncil’de iki yüz bin varyant bulmuşlardı; Kur’ân’da da fark bulmaya muhtaç idiler. Kur’ân’da bu farkları bulsalardı “İşte bakın! Kur’ân’a da güvenilmez, onda da ihtilâflar var” der gibilerden, farkları ifşa etmeleri gerekirdi.1

Dipnot: 1) Prof. Dr. Muhammed Hamîdullah, Kur’ân-ı Kerim Târihi Ders Notları, trc: Doç. Dr. Suat Yıldırım, Erzurum 1978, s. 10-11; Celâl Kırca, Kur’ân ve Bilim, İstanbul 1997, s. 114-116.

21 Ekim 2013 Pazartesi

Allah mı Bizi Saptırıyor ?


  • İddialar şu ayetler üzerinden gidiyor :
Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.(14 / İBRÂHÎM - 4)

Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar.'(6 / EN'ÂM - 39)


Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. (16 / NAHL - 93)



  • Öncelilkle Kuran, ayetlere indirgenerek yorumlanacak bir kitap değildir. Kuran, bütünseldir. Kendi kendini cevaplar. Bir surenin başında ayeti, kitabın sonundaki surenin ortasında açıklayabilir. 


Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Ama kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilir. (39 / ZÜMER - 7) 


Allah razı olmadığı şeyi mi dileyecek ? Kuran'a karşı kullanılan bu önerme mantıklı mı ? 

Allah sen küfre sap, sen gel cennetliksin demez. Allah'ın sıfatlarından birisi de ''adil'' olmasıdır. Ben küfre doğru gidersem, Allah benim istediklerimi yaratır o an. Herkese istediğini verir, onun için öyle diler. Allah dilemezse ben bu yazıyı bile yazamam.

  • Allah dilemezse hiç bir şey olmaz diyoruz.

1 - Benim şimdi bunları yazmamı Allah mı diliyor ?

2 - Ben yazmak istiyorum da mı Allah diliyor ?


1. önermeyi kabul edersek özgür iradem ortadan kalkar.

Cennet ve cehennem mantıksız olur. Herkesin nereye gideceği bellidir bir senaryoyu oynuyorum deriz. Fakat Kuran yaptıklarınızdan sorumlu olacaksınız diyor yani 2. önerme kabul edilir.



  • Kuran'da her insanın kendi yaptıklarından sorumlu olacağı belirtilir.

O gün, cehennem de getirilmiştir. İnsan o gün düşünüp hatırlar, ancak (bu) hatırlamadan ona ne fayda? ''Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım” der. (Fecr 23-24)

Her kim zerre kadar iyilik yapmışsa onu görür, kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu görür (Zilzâl, 99/7-8)



Sonuç olarak herkes kendi yaptıklarından sorumludur. Ne ekersen onu biçersin.



18 Ekim 2013 Cuma

Allah'ı Kim Yarattı ?


On-on beş vagonlu bir tren düşününüz. Bu vagonlardan her birisini bir önceki vagon çeker. Ve nihayet iş lokomotife dayandığında artık “lokomotifi kim çekiyor?” diye bir soru sorulamaz. Zira, çekip fakat çekilmeyen bir lokomotif olmazsa bu nizam bozulur ve hareket meydana gelmez.Bir asker emri onbaşıdan, o da yüzbaşıdan ve başkumandan da padişahtan alır. “Ya padişah kimden emir alıyor?” şeklinde bir soru sorulamaz. Zira padişah da birinden emir alsa, o da asker derecesine iner ve emir aldığı zât padişah olur. Bu durumda birinci şahıs padişah değildir ki: “Padişah kimden emir alıyor?” diye bir soru sorulabilsin. Padişah denilince, emir veren, fakat emir almayan bir hükümdar akla gelir.

Bu misâllerden anlaşıldığı gibi, bu kâinatın yaratılışının; zâtı, esması ve sıfatlarıyla ezelî ve ebedî olan Allah’ın ilim, irade ve kudretine dayanması zaruridir.

14 Ekim 2013 Pazartesi

Evrenin Geometrik Şekli Üzerine



 
 
Evrenin ”tam” olarak ”geometrik şeklini” bilmiyoruz. ”Geometrik şekil” kavramını daha rahat anlayabilmemiz için evren yerine herhangi bir maddeyi ele alacağız. (Daha rahat örnek verebilmek ve anlatabilmek için.)
Teknik olarak bir maddenin geometrik şeklini öğrenebilmemiz için iki seçeneğimiz vardır. Bu seçenekler belirli şartlar ve durumlarda değişiklik gösterebilir. Sizi çok büyük bir kutunun içerisine kapattık ve bu kutunun geometrik şekli nedir? diye bir soru sorduk. Kutunun içerisindeyseniz yapacağınız ilk şey odanın köşegenlerini ve yüksekliğini tespit etmektir. Buna bağlı olarak bulunduğunuz kutuyu zihninizde canlandırarak ”kabataslak” olarak geometrik şeklini belirleyebilirsiniz.
 
Eğer kutunun dışarısındaysak (ikinci seçeneğimiz) kutuyu dışarıdan analiz edip odanın şekli hakkında bir tahmin yürütmemiz mümkündür.
 
Buraya kadar herhangi bir sorun yok ve her şey olağan. Ancak gel gelelim bu örneğimizi evrene uyarladığımız zaman büyük bir sorunla karşılaşıyoruz. Evrenin belli bir köşesi ve ufuk çizgisi olmadığı için evrenin şekli üzerine bir şey söylememiz oldukça güç. Ayrıca örnekte de verdiğim gibi ikinci seçeneğimizde yani evrene , evrenin dışından bakamadığımızdan dolayı geometrik şekli hakkında net bir şey söyleyemiyoruz.
 
Ancak yapılan çalışmalar ve yorumlara göre evrenin ”düz” olduğunu düşünüyoruz. Tabi şekil olarak bildiğimiz bir düzlükten ibaret değil. Bilim insanlarının tabiriyle ”boyutlandırılmış düzlük” dediğimiz bir şekil. Yani birçok boyutun olduğu bir geometrik şekil. Tabi bunu algımızda canlandırmamız oldukça güç. Kaldı ki oldukça güçlü simülasyon programları bile evrenin geometrik şeklini ”tam” olarak çıkartamıyor.
Bu arada yeri gelmişken şunu söylemekte de fayda var. ”Neden bilim insanları evrenin düz olduğunu düşünüyor?” diye de sorabilirsiniz. Büyük Patlama’dan sonra enerji ve ısı çok fazla olduğundan dolayı birçok ışınım olmuştur. Bu ışınımların bazıları hale evrenimizde varlığını sürdürmektedir. Biz bu eski ışınımlara ”fosil ışınımları” adı veriyoruz.
 
Bu fosil ışınımlar evrenin ilk anlarından bu yana normalde evrenin bir ucundan diğer ucuna kadar ulaşmış olması gerekiyor. Ancak bir bakıyoruz ki bu ışınımlar aslında pekte fazla yol kat edememiş. Halbuki 13.3-13.4 milyar yılda bu ışınımların baya yol alması gerekiyordu.
 
Bunun iki sebebi var.
 Birincisi, evrenin hızla genişlemesi. 
 İkincisi ise ”evrenimizin düz olması.”
 
 
 
''Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.''
(Enbiya 104)




Ayrıca bakınız : 

 

Yobazlar Müslüman Değildir!


Gayrimüslim arkadaşlar ''Müslümanım diyen adamlar kafa kesiyor bu nasıl din'' vs. diye sürekli söylüyorlar,çok defalar açıklamamıza rağmen tekrardan genel olarak cevap veriyoruz.

Böyle vahşet dolu din yok,din bunu emretmez. İnsan kesen vahşileri Müslüman sanmayın,El Kaide gibi bağnaz insan katleden,insan yakan teröristler Müslüman değildir. Münafık ve müşriktir bunlar, dini kullanan dinden hiç anlamayan adamlar bunlar.

 Kuran'ın bir yerine uyuyorlar yani sadece savaş ayetlerine uyuyorlar halbuki ölme-öldürme savaş dışında yasaktır Kuran' da,hatta savaş bile zorunlu olmadıkça dayanabildiğin en son noktada emrediliyor. Mekke'de Müslümanlar öldürülüp, işkence görürken Peygamberimiz Sav savaşmadı bile karşı koymadı o çok sevdiği şehrini terketti ama putperestler Müslümanları gittiği Medine'de bile rahat bırakmadılar savaşa zorladılar. Yobazlar da böyle nefret doludur. Kuran'da ki sevgi,merhamet,af,kardeşlik gibi ayetleri dinlemiyorlar veya Kuran'ı bu konuda yeterli bulmuyorlar.Halbuki Allah Kuran yeterlidir diyor ama bunlar Kuran'ı bırakıp kendi sapkın liderlerine yada hadis diye uydurulan hurafelere inanıp ona göre bir din yaşıyorlar Kuran'a ters olsa bile.

Allah Kuran'da masum canı almanın karşılığının cehennem olduğunu bildiriyor. Allah esire bile iyi davranmayı emreder kaldı ki bizim bi Çanakkale savaşımız vardır. Düşmana bile yapılan insancıl muamele vardır. Müslümanlık böyledir gerekirse düşmanını sırtına alır, cephesine götürür, güvenliğini sağlar niye Allah'ı sevdiği için, Allah böyle emrettiği için.

İslam'ın yani Kuran'ın Müslümanlar nezdinde çok anlaşılmadığı konusunda mutabıkız. Doğru Müslümanların yarısı Kuran'ı gereği gibi yaşamıyorlar. Bu yüzden de bağnazlık oluşuyor. Allah kuranda sizi Allah ile aldatmasınlar buyuruyor. Her ALLAHUEKBER diyeni Müslüman sanmayın. Hz.Ali,Hasan ve Hüseyin'i öldüren bağnazlarda bunu Allah için yaptıklarını söylüyorlardı.Yobazlığın boyutunu görebiliyor musunuz !

Ateizmden çok daha büyük beladır bağnazlık.10 ateist 1000 bağnazdan iyidir.Allah iki yüzlü,yalancı yobazları inkar edenlerden bile daha şiddetli azaba çekeceğini bildirir.Müslümanlık, Kuran Müslümanlığı olduğunda bu şiddet gösterileri de ortada kalmaz.Kuran demokratiktir,güzelliğin yaşanmasını tavsiye eder,insanlara güzel konuşmayı emreder,şefkatli ve iyidir.Kimsenin inancına karışmaz,tebliğ emreder ama asla zorlamaz.

Allah haram etmiş zorlamayı baskı yapmayın diyor ama bağnaz anlayış gidiyor insan katlediyor,çocuk katlediyor kafasını kesiyor,sopayla dövüyor.İnsanların çoğu Kuran'ı bilmiyorlar hatalı anlıyorlar ve bunu bilerek yapanlarda var.Kuran bağnazlığa karşıdır,insanı öldürmeye karşıdır,sevgiyi esas alır,özgürlüğü savunur.Kimsenin inancına karışmaz,karışanlar varsa baskı yapan nefretle davrananlar Kuran'ı bilmiyorlar demektir.

Yazının başında Peygamberimiz (sav) Medine'ye gitmesinde ki sorunu paylaştık ama seneler sonra tekrar ordusu ile Mekke'ye girdiğinde ne bir putperese ne bir Mecusiye ne de bir Yahudiye zulm etmedi.Hemen Mekke anlaşması yapıldı ve Müslümanlara verilecek haklardan tüm Mekke halkına sağlanacağını bildirdi. İsteyen istediği gibi ibadet yapılmasına izin verildi. Aynen Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u aldığında Hristiyanlara verdiği haklar,özgürlükler gibi.  

Yobazlar Müslüman değildir ve bir Müslümanda da asla Yobazlık olmaz..

İsrail devleti kurulduğunda ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'ın konuşması


İsrail devleti kurulduğunda ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'ın konuşması;

 "Biz Yahudiler 20.yüzyılda Orta doğu'da yıkılmaz denen devleti (Osmanlı) yıkıp 2 tane devlet (Türkiye, İsrail ) kurduk. Onlara öyle güzel sistem inşa ettik ki Türkler bize Filistin'i vermeyen Abdülhamit'e en az 200 sene daha söverler!

Nisa Suresi’nin 34. Ayeti / “Kadına Dayak” Meselesi


“İslam’da kadın hakları” ve “İslam’da kadına verilen değer” gibi meseleler çerçevesinde zaman zaman gündeme gelen ve içerdiği “darabe” kelimesinin farklı anlamlara gelebilmesinden ötürü, Türkçeye nasıl tercüme edileceği hususunda tartışmalara konu olan ayet.

Her dilde olduğu gibi, Arapçada da farklı manalara gelebilen (eş sesli) kelimeler vardır. Dolayısıyla Arapça bir kitap olan Kuran’da da bu türden kelimelere rastlamak mümkündür. İşte “darabe” kelimesi de böyle sesteş kelimelerden birisidir; Kuran’da “vurmak, bırakmak, vazgeçmek, izah etmek, sefere çıkmak, örtmek” vb. pek çok manada kullanılmıştır.

Dil bilimsel açıdan, Nisa/34′te kullanılan “darabe” fiili, “(onlara) vurun” veya “(onlardan) ayrılın” manalarına gelebilir. Mesela 43/5. ayette, “Haddi aşan bir kavim oldunuz diye vazgeçip sizi uyarmayı bırakalım mı?” denilirken, “darabe” fiili kullanılmıştır. Nisa/34′te, “vurun” ve “ayrılın” manalarından hangisinin tercih edilmesinin daha uygun olacağına karar vermek için (diğer eş sesli kelimelerde de olduğu gibi), ayetin öncesine-sonrasına ve Kuran`ın bütününe bakmak gerekir.

1) Nisa/34′ten hemen bir sonraki ayet (Nisa/35), “Ve in hiftum şikaka beynihima…”  yani “Şayet o ikisinin (karı-koca) arasının yarılmasından/açılmasından/ayrılmasından korkarsanız…” şeklinde başlamaktadır. Bu durum, bir önceki ayette bir ayrılıktan bahsedildiği görüşünü desteklemektedir.

2) Kuran’ın bize haber verdiğine göre, peygamberimiz eşleriyle çeşitli problemler yaşamış ve hatta kimi zaman şiddetli geçimsizlik olarak tanımlanabilecek boyutta sorunlar ortaya çıkmıştır. Böyle bir durumda Allah’ın peygamberinden istediği şey şu olmuştur:

Ahzab/28-29: “Ey peygamber! Eşlerine de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, o zaman gelin size ayrılık nafakasını vereyim ve sizi güzelce bırakayım. Eğer Allah’ı, elçisini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, Allah sizden iyi davranışlarda bulunanlara büyük bir mükafat hazırlamıştır.”

Görüldüğü gibi, burada peygamberden huysuzluk yapan eşlerini dövmesi, onlara vurması değil; onlardan ayrılması istenmektedir. 

3) Kuran’a göre, eşinin zina yaptığını söylese dahi bir erkek karısını dövemez (nur/6-10) ve karısı (suçlamayı kabul etmedikçe) zina cezası da almaz. Böyle bir durumda dahi, kocanın sözüne itibar etmeyen ve kadına ceza uygulatmayan Kuran’ın, geçimsizlik durumunda erkeğe kadını dövme hakkı tanıması, mümkün gözükmemektedir. Mesela, birtakım rivayetlere göre, sahabeden Uveymir, karısı Havle bint Kays’ın zina yaptığını söylemiş; bunun üzerine boşanmışlardır. Uveymir’in karısına herhangi bir ceza (dayak vb.) verilmemiştir. Benzer şekilde, Hilal adındaki sahabi de, karısının Şerik ismindeki biriyle zina ettiğine şahit olmuş (böyle olduğunu iddia etmiş), karısı ise bunu kabul etmemiş ve bunun üzerine boşanma gerçekleşmiştir ve karısı da herhangi bir ceza almamıştır!


Nisa suresinin 34. ayetinde, geçimsizlik durumunda 3 aşamalı bir yol haritası çiziliyor:

(1) Oturup konuşmak (nasihat)
(2) Yataklarda yalnız bırakmak
(3) Boşanmak.

Allah ayetleri türlü türlü açıklamıştır. Görmek isteyenler, bunları görebilir. Bakara/226-227: “Kadınlarına yaklaşmamaya ahdedenlere, 4 aylık bekleme süresi vardır. Şayet dönerlerse; şüphesiz ki Allah, çok merhametli, çok bağışlayıcıdır! Eğer (dönmeyip) boşanmaya azmederlerse; şüphesiz ki Allah, işitendir, bilendir!”

İşte Nisa/34′teki 3 aşamalı yolun, bir başka şekilde ifade edilişi. 


Son olarak Hz. Muhammed zengin birisiydi ama elindeki parayı hep yardıma fakirlere falan harcıyordu. Böyle yaptığı için içerlenen eşleri olmuştur. Sonra bunun üzerine ayet geliyor,

''Ey peygamber! Eşlerine de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, o zaman gelin size ayrılık nafakasını vereyim ve sizi güzelce bırakayım.''(AHZAB 28)

Dövmek emredilse idi bu ayet diskalifiye olurdu çünkü güzellikle boşanmak yerine döverek bastırmak gerekiyor. Eğer öyle olsaydı bunu ilk uygulayacak kişi Hz. Muhammed olurdu. Fakat öyle bir şey asla olmamıştır. 

Sonuç olarak dövmek değil, boşanmak emrediliyor.